Büyümek nedir? Nasıl büyünür?

büyümek

İnsanların büyümesi bazı konularda “oyun”u bırakmaları ve yapılması gerekeni yapmalarıyla başlar. Büyümenin insanın içindeki çocuğu öldürdüğü söylenir ancak ben şahsen insanın içindeki çocuğu daha güçlü bir konuma getirdiğini düşünmekteyim büyüme eyleminin. Zira, sürekli eğlenmek pek mümkün olan bir şey değil. Ve insan eğlenmekten bile sıkılıyor belirli bir yerden sonra.

Evrimsel olarak baktığımızda da zamanında en büyük uğraşı hayatta kalmak olan insanoğlunun kendine sağladığı korunma ve konfor sayesinde boş zamanının oldukça fazlalaştığını ve yaşam savaşına sarf ettiği eforun da azaldığını görmekteyiz. Yani o kadar çok zamanımız var ki biyolojik olarak bir şeylerle uğraşmadan, çalışmadan “iyi” bir yaşam sürmemiz imkansız. Her insanda bu denge sistemi mevcut, genetik bir parçamız bu. Boş duramıyoruz, anca boş durmadığımızı düşünerek boş kalabiliyoruz. Örnek olarak bilgisayar oyunlarında level atlamak için uğraşmak verilebilir. Dışarıdan bir şey yapılmıyor gibi görülse de ortada bir amaç vardır ve bunun için uğraşılmaktadır. Dünya sanal olsa da uğraş gerçektir.

 Uğraşsız yaşamak oldukça zor. Bu sebeple insanın çabalayabileceği bir uğraşısı olması oldukça önemli, huzur vermekte kişiye. İşe yarama hissi yaratmakta. Değinmek istediğim en önemli nokta ise bu uğraşların kendinden motivasyonlu olması. Bunun için de kişinin kendi motivasyon eşiğini düşürebilmesi şart. İnsan hayattaki gerçeklerle karşılaştığında, yeteri kadar deneyim elde ettiğinde, burnu da bir ya da birkaç kez sürttüğünde büyüyor. Bazı şeylerde heyecan aramayı bırakıp önüne sunulanları yapmaya devam ediyor.

Hayatın eğlenerek geçemeyeceği bir gerçek, dedim ya insan eğlenmekten de sıkılıyor.Eğlendiğimiz zamanın kıymetli olması ve gerçekten “eğlenceli” olması için o zamanı değerli bir süreç haline getirmememiz gerekmekte. Bunun ise en kolay yolu günümüzün genelinde işimizin gereği olan şeyleri yapmamız. Öğrenci olanlar içinse de bu ders çalışmak anlamına geliyor. Eğer yapmanız gereken bir şeyi hiçbir şey hissetmeden yapabiliyorsanız büyümeye başlamışsınızdır. Sıkıntı ya da eğlence olmadan.

Başarısızlıklar, burun sürtmesi olarak tanımladığım durum ise insanı sevkettiği hüzün ve suçluluk duygusu ile eğlence arayışının önüne geçmekte ve bu anlamda insanı büyütmekte. Unutmayalım, büyümek her zaman eğlenilmeyeceğini bilmek, kendi hayatının sorumluluğunu kendi ellerine almaktır. Düzenli olmak, işleri aksatmamak gibi davranışların da büyümenin, yetişkin olmanın en önemli sebeplerinden kabul edilir bu nedenle.

Üstün Başarı: Fedakarlık ve Kaplanın Gözü

kaplan-gözleri

Fedakarlık, üstün başarıda bir koşul mudur? Bu sorunun cevabını verebilmek için öncelikle fedakarlık ve üstün başarının tanımlarını yapmamız gerektiğini düşünüyorum. Zira bir kişinin yeteneği, onu bir diğerinin uğruna fazlasıyla çabaladığı bir şeyden çok daha üst bir konuma, pek de uğraşmadan, getirebilir.

Üstün başarı, kişinin kendini aşmasıdır. Kendini aşmasından kastım ise, ‘kolaylıkla’ yapamayacağı şeyleri yapabilmesidir. Bununla ilgili oldukça güzel bir şarkı var: ‘Ali in the Jungle’, The Hours’un pes etmemekle ve yaşam yarışıyla alakalı olduğunu söyleyebileceğim bir şarkısı. İçerdiği sözlerden bazıları şu şekilde: ”Herkes yere düşer, herkes yere düşer. Sen ne kadar çabuk ayağa kalkacaksın, sen ne nasıl ayağa kalkacaksın? Jungle’daki Ali gibi…  Dağdaki Simpson gibi, hapisteki Nelson gibi, karanlıktaki Helen gibi.”

Şöyle de devam eder: ”Önemli olan nerede olduğun ne değil nereye gittiğindir, önemli olan nereden geldiğin değil nerede olduğundur.” Genel olarak insanın elinden gelenin en iyisini yapması gerektiği konusunda vurgu yapan bu şarkıda aslında verilen mesaj kendini aşmaktır. Yani, bence üstün başarı kendini aşmaktır. Bunu kendini gerçekleştirmek olarak tanımlayanlar da olabilir. Oysa insanın kendisi gerçekleştirecek kadar üst bir öge değildir, burada herkesin kendi kafasındaki iyi ‘self-image’ını gerçekleştirmesinden bahsedildiğini varsayıyorum. İnsan acizdir. İnsanın acizliğini yer yer kenara bırakıp kusursuza yakın işler yapmasıdır üstün başarı.
Zaten yapmakla yetenekli olduğun bir şeyi (kimi için sözel yetenektir, kimi için spor vb.) efor harcamadan çok iyi bir biçimde yapıyorsan üstün bir başarı elde etmiyorsun demektir, başkası için üstün bir başarı olsa da bu yaptığın.

Bunları bir kenara bırakıp fedakarlık kısmına geçelim. Normal şartlarda ve zorlanmadan erişebileceğin bir başarıya erişmek için kendini aşmanın gerekli olduğundan bahsettik. Kişi hiç de kolay olmayan bu durumu, aklını, zihnini veya bedenini zorlayarak elde edecektir. Bu elbet bir rahatsızlık durumu oluşturacaktır zira kişi konfor alanından çıkmaktadır. Ancak ve ancak bu fedakarlık ve çabanın gerçekleştiği konuda, bunu gerçekleştirenin gerçek bir tutkusu varsa bu zorluklar ona olduğundan daha kolay, belki de daha keyifli gelecektir.

Fedakarlık  konusunda çok klişeşmiş olan ancak pek az kişinin anlamını cidi şekilde kavrayabildiği bir şarkı, bir film serisine gönderme yapma zamanı. ‘Rocky’ deyince belki akla gelen ilk şey olan Survivor’un ‘Eye of the Tiger’ şarkısı.  Sözlerinden birkaçını yazacağım:

” Çoğu zaman bu oldukça hızlı gerçekleşir. Tutkunu başarılı olmanın rehavetine değişirsin. Motivasyonunu geçmişin hayallerine kaybetme. O hayalleri canlı tutabilmek, canlandırabilmek için savaşmalısın.”
”O, kaplanın gözüdür. O mücadelenin (hissedilen) heyecanıdır. Rakibinin meydan okumasına karşılık vermelisin. Bilinen son survivor(galip) geceleri (hala) avını takip ediyor. Ve bizi kaplanın gözü’yle izliyor.”

Kısacası verilen mesaj: ‘aç kal’.  Kendini zorlamaktan kaçınma, buna üşenme. Çünkü sınırlarını zorlayanlar üstün başarılar gösterebilir. Bunun için heyecan hissetmeli, ve bunun için her an tetikte olmalısın. Durmadan kendini aşmanın peşinde olmalısın. İşte bu, kaplanın gözüdür.